Menü

İNSANLAR VE DÜŞÜNCELERİ

27 Ocak 2012 - MAKALELERİM
İNSANLAR VE DÜŞÜNCELERİ

Yıllardan beri insanlık belli korku ve endişelerle kendini yiyip bitirmiş, bu hayatı kendine zindan etmiştir. Kendine verdiği zarar yetmiyor gibi, kapıldığı bu korku ve endişeyi başkalarına da bulaştırmıştır. Topluca bir buhranın eşiğine gelmişler, tek tip insan olmanın rol modelini üstlenmişlerdir.

Bu korku ve endişe paranoyasının başında da, kişilerin inancı ve inanan insanların birliktelikleri, güçlenmeleri, hizmet için çalışmalarıdır. Neden bu kadar korkuyorlar, tepkililer ben işin açıkçası çözemiyorum. İnançlı Müslüman insanlar, merhametlidir. Her işinde Allah rızasını dilerler. Onun için de yaptıkları işin en iyisini yaparlar. Verdikleri eğitimin en iyisini verirler. Dürüst olmak zaten inancının bir parçası olduğu için güvenilirdirler. Peki, ozaman bu korku ve panik nedendir?

Konuşmalarınızda, yazılarınızda, okuduklarınızda manevi duygu ve düşünceleri dile getirdiğiniz zaman size şu gözle bakmaya başlarlar.”Kesin cemaat mensubu “ .Tabi düşünmekle yetinmezler bir de fişleyiverirler. Çok kullandıkları bir söz de beyin yıkama tabiridir. Bunu da hiç anlamış değilim. Beyin nasıl yıkanır? Yıkanan beyin nasıl olur?

Ben dini vecibelerimi öğreniyorsam, araştırıp yazıyorsam, yaşamımı tamamlayan bir parça olarak görüyorsam, bunun sonucunda da beynim yıkanmış oluyorsa, bu beyni ve beyinleri ben baş tacı yaparım.

Sapla samanı karıştırmayalım lütfen. Kişi inancını, yaşamının bir parçası yapmaz ise, kalbinin bir yerindeki boşluğu hiçbir şeyle dolduramaz. Sürekli bir sıkıntı ve bunalım halinde yaşar. İşte bu boşluğu dolduran tek şey kişinin Allah(c.c) olan inancıdır. Bu inanç bizi sıkıntılara sabrettirir. Bu inanç sayesinde zalimin zulmüne karşı çıkarız, bu inanç sayesinde insan oluruz. Özümüzü biliriz.

İslam dini büyük bir okul gibidir. Kademe kademe yükselirsin. Aldığın karnedeki notlarla ya sınıf atlar ya da sınıfta kalırsın. Tasavvuf ise bir üniversitedir. Dünya hayatındaki yüksek lisans, doktora gibi inancının derinliğini, bilgiyi arttırır. Eşref-i mahlûkat mertebesine ulaştırır. İslami emirlerin her birini bir ders olarak nitelendirirsek, Hesaba çekileceğimiz o günde bu derslerden aldığımız her not ile mükâfatlandırılır ve ya cezalandırılırız.

Ben şahsen ilim meclislerinde ilmi artırmanın, yeni dostluklar kurmanın, yardıma muhtaç diğer insanlara yardım etmenin, ilmi yaymanın yayanların da desteklenmesinin hiçbir sakıncasını görmüyorum. Bu düşüncemden dolayı beni yobaz, cemaat mensubu ilan edecekler ise de buyursunlar etsinler. Kimse kimseye hesap vermek zorunda değildir. Hesap yalnız Allah(c.c) verilir.

Benim çağdaşlık ve modernlik anlayışım, inancımı reddetmez, inandığı gibi yaşamak isteyen, inandığı gibi giyinmek isteyen tüm din mensuplarının özgürlüğünü kısıtlamaz. Bence esas çağdaşlık ve modernlik budur. İnsan haklarına tanınmış özgürlüklerdir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir Hadis-i Şerifinde:

(Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.)

Evet, kimse kimseden üstün değildir. Üstünlük takva ölçüsündedir.

Son olarak, insanlara suizan da bulunmadan önce bir tanıyalım. Hasbıhal edelim. Belki de düşündüğünüz gibi değildirler ne dersiniz?

(4)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*