Menü

PAPAĞANLAŞAN HAYATLAR

28 Mart 2012 - MAKALELERİM
PAPAĞANLAŞAN HAYATLAR

BİR GÜN insan “virgülü “ kaybetti; o zaman zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti.

Bir başka gün ise, “ünlem işaretini kaybetti”. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Üstelik hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu.

Bir süre sonra, “soru işaretini “ kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiçbir şey, ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu… Ne kâinat, ne dünya, ne de kendisi umurundaydı.

Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış sebeplerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.

Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak “ işaretleri kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu.

(A. Kanevski)

Birçok insanın davranışı, küçük yaşlarda kendisine öğretilen edinimlerinden kaynaklanır. Bu kazanımlar bizi hayata ve insana bakış açımızı şekillendirir.

Ebeveynlerin bu yüzden yetişen bireyler üzerindeki rolü büyüktür.

Sevgilerini şartlandıran ebeveynler, kendi isteklerini yaptırmak konusunda ustalaşırlarsa da bu çocuğun ileriki yaşamında derin izler bırakır.

Sevgiyi şarta bağlamak; “notların kötü geldiğinde sakın bana gözükme”, “böyle akıllı çocuk olmaya devam edersen seni çok severim”. “Akıllı çocukları herkes sever”. “Bu davranışınla beni çok utandırıyorsun” gibi sözlerimiz çocuğa şartlı sevgiyi öğretir.Bir müddet sonra çocuk istediği için değil ailesi ve ya çevresindeki kişiler tarafından takdir edilmek düşüncesi ile hareket etmeye başlar. Anne ve baba artık çocuğunu kumanda etme yöntemini bulmuştur. Yalnız bu çocuğu ağır bir yükün altına sokmuştur. Mükemmeli arayan çocuk, hata yapmamak için uğraşır ve yaptığı her hata sonunda derin bir bunalıma doğru sürüklenir.

Herkesin nabzına göre şerbet verenleri zaman zaman rastlarız. Çoğunun kendi fikirleri olmamasına rağmen, karşısındaki kişinin sempatisini kazanmak için o fikri ve düşünceyi savunur. Soru sormaz, nedenini hiç araştırmaz çünkü başkaları tarafından kabul görülmemek korkusu onun tüm benliğini sarmıştır. Bu kişilerin kendi düşünceleri yoktur asla. Çünkü başkalarının her düşüncesini taklit edip söylemekten, kendi düşüncesinin ne olduğunu unutmuştur. Başarı onun için başka hayatları kopyalamaktır.

Bazı kişisel kitaplarda başarılı inanların hayatlarını kendi hayatınıza kopyalayın diye yazar. Ben bu fikre tamamen karşıyım. Başarılı insanların hayatları incelenir, araştırılır fakat onun gibi yaşamak, onun yaptığının, söylediğinin aynısını yapmak sizi bir papağan olmaktan öteye götüremez.

Gerçek başarı, kişinin çalışması ve çalışırken de yaptığı hatalardan ders alarak kendini yetiştirmesi ve hedefine ulaşmasıdır.

Her başarısızlık, başarıya açılmayan bir kapının kapanması gibidir. Çalışmalarımızın sonunda ise kalan tek kapı zaferin kapısı olacaktır.

Bir kişinin kendine ait düşünceleri, hedefleri ve ilkeleri vardır. Bütün bunlar herkes tarafından kabul edilmeyebilir. Burada önemli olan senin düşüncendir. Başkalarının düşünce ve davranışlarına saygı önemlidir. Fakat bu asla onlar gibi düşündüğün anlamına gelmez. Birey olarak senin duruşun bellidir, onların duruşu bellidir. Buradaki önemli olan saygı çerçevesinde sosyal hayatın idame ettirilmesidir.

Biz hayatımızdaki tüm noktalama işaretlerini silip atarsak, sadece tırnak içindeki hayatları yaşamaya başlarız.

Yaşamınızın her anında kendine saygısı olan bireyler olmamız temennisiyle sevgi ve huzurla kalın dostlar.

(0)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*