Menü

DAHA FAZLA FİL (Mİ) HAK EDİYORUZ

29 Ağustos 2012 - MAKALELERİM
DAHA FAZLA FİL (Mİ) HAK EDİYORUZ

Akşehir e yolu düşen Timur’u halk öyle güzel ağırlar ki; Timur bunun karşılığında halka tarlada yardım etmesi için ordusundaki fillerden bir tane hediye eder.

Gel zaman git zaman bu fil, köylünün başına bela olmaya başlar. Köyde ekili bir tek alan bırakmaz. Dahası fili doyuramamaya başlarlar. Sıkıntılarını Nasrettin Hoca ya arz ederler;

-Hocam bu fil bizi mahvetti. Padişahın hediyesi diye de bir şey yapamıyoruz. Derdimize bir çare ol derler.

Hoca:

_Tamam, 5-10 kişilik bir ekip ile Hünkârın karşısına çıkalım ben de sözcünüz olarak derdinizi dillendireyim der.

Hoca ve arkasındaki 10 kişilik bir grup yola düşerler. Fakat Padişahın sarayına yaklaştıkça birer ikişer herkes ekipten ayrılır. Padişahın sarayına ulaşan Hoca yı Timur Huzuruna kabul eder;

-Buyurun Hoca Efendi nedir derdiniz diye sorar Timur

Hoca:

-Hünkârım hani hediye ettiğiniz fil var ya, arkasına göstererek işte bu halk derken bir de bakar ki arkasında korkudan kimse kalmamış. Hoca şaşırır, biraz üzülür ama çabuk toparlar,

Timur:

-Eee Ne olmuş hediye ettiğim File

Hoca:

-Aman Hünkârım halk filden pek memnun ancak filin yalnızlıktan canı sıkılıyor diye üzülüyorlar ve bu file bir de eş istiyorlar.

……………………….

Bu fıkrayı çok severim. Bazen her şeyi gözler önüne serer.

Toplum olarak her gün okadar çok şeyden şikâyet ederiz ki, sloganlaşan, dert yanan insanlar grubunun içinde buluruz kendimizi. Herkes her şeyden şikâyetçidir. Konuşma esnasında mangalda kül bırakmayan bir toplumuz velhasılıkelam.

Yalnız iş icraata gelince de hocanın arkasındaki kişiler gibi birer ikişer ortadan kayboluruz. Öncülük edene, destek olmak için yola çıkana, derdini arz etmek üzere huzura çıkmak isteyeni de yarı yolda bırakırız.

Belki de oturduğumuz yerden ahkâm keserek memleketi kurtarmak, aksaklıkları düzeltmek daha kolaydır.

Sosyal Medyayı ele alalım mesela, klavye silahşörleri nekadar çoktur. Her olayda sloganlar havada uçuşur ama gelin görün ki hadi bunu dillendirelim gündeme getirelim dediğimiz zaman da korku dağları bekler ve birçok kişi aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın misali kabuğuna çekilir. Soramazsın hani biraz önce mangalda kül bırakmıyordunuz ne oldu diye?

İş ciddiye binince yanında kimseyi bulamamak kadar kötü bir durum daha yoktur. Niyetler iyi olsa da anlaşılamamak acı verir size. Sonra bir bakarsınız yalnız bir yaprak misali oradan oraya savruluyorsunuz.

Konuyu bağlayacak çok nokta var lakin benim çok önemli gördüğüm bir noktaya bağlayacağım bu konuyu.

Polis Nadir özgen ve PKK elinde rehin tutulan diğer rehineler için yaklaşık 2 hafta kadar önce bir imza kampanyası başlattım. Bu vatandaşlar yaklaşık 1 yıldır PKK elinde rehin.

Şimdi sizden özellikle bir şey rica ediyorum. Hepiniz işin siyasi boyutunu bir yana bırakın ve vicdani bir düşünce yapısıyla gözlerinizi kapatın ve kendinizi o rehinelerin yerine koyun. Aileler de kendilerini; evlatları, eşleri kaçırılan aileler yerine koysun. Bir empati yapın. Yaşayabileceklerinizin muhasebesini yapın. Hiç kimse sesinize ses olmuyor, yalnızlığa terk edilmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Eller kollar bir yere gelmiş bağlanmış. Nasıl bir ruh hali içinde olursunuz?

Bu kampanyayı başlattıktan sonra olumlu ve olumsuz tepkiler aldım. Zaten herkes benimle aynı fikirde olsaydı ozaman benim kişilik yapımda bir sorun var diye düşünürdüm. Neden mi?

Çünkü bir kişinin düşüncelerini herkes benimsiyor ve herkes onu seviyorsa ozaman o kişi ikiyüzlüdür. Her kesime mavi boncuk dağıtıyordur.

Hâlbuki benim ilkelerim var. İnançlarım var. Derdimi her yerde her ortamda dile getiririm. Çarpıtmadan olduğu gibi veren her yerde de konuşurum anlatırım ama düşüncelerim inançlarım bellidir.

Bizim gayemiz nedir? Bu kişilerin biran önce kurtarılması ve ailelerine kavuşması. Bunu kimden isteyebilirim tabii ki Hükümetten. Hükümetin yetkili makamından. Ben derdimi dillendiriyorum. Bu kampanyaya destek olan dostlar da aynı niyet ile bu derdi dillendiriyor. Fakat ne acıdır ki, arkama dönüp baktığımda yüz binleri, milyonları bulmayı arzu ettiğim bu sosyal sorumluluk projesinde 1700 kişiye bile ulaşamamanın verdiği derin ıstırabı yaşıyorum. Korku dağları bekliyormuş ya da kampanya yeteri kadar duyurulamadı.

İkinci şıkkın olmasını arzu ediyorum dostlar.

Karınca hikâyesini her yerde anlatırım. Bu yazımda da anlatmadan geçmeyeceğim. Bir imza ile ne olur diyen kişilere de bir cevap olur bu hikâye:

Nemrut, İbrahim A.S dininden döndüremediği ve kendisine karşı geldiği için cezalandırmak ister. Ona öyle bir ceza verecektir ki, herkes Nemrut a karşı gelmek ne imiş görecektir. Onun için İbrahim A.S ateşe atmaya karar verir. Meydana, alevleri bulutlara uzanan bir ateş yaktırır. Bütün insanlar, hayvanlar ateşin dehşetinden dört bir tarafa kaçışır. Bir tane cesur karınca bunu duyunca ağzına bir damla su alıp ateşe doğru koşmaya başlar. Başka bir karınca ise onun yolunu keser ve böyle telaşlı telaşlı nereye gittiğini sorar. Karınca ağzındaki bir damla suyu ellerinin arasına alarak;

– Duydum ki Nemrut denen canavar, İbrahim A.S meydan ateşinde yakacakmış o ateşi söndürmeye gidiyorum der.

Karınca kahkahalar ile güler bu duruma ve şöyle der;

-Sen çapına bakmadan şu bir damlacık su ile mi söndüreceksin o meydan ateşini behey ahmak der.

Bizim karınca kendinden emin;

-Ben inandım ve başarmak için çaba harcıyorum. Ölsem de bu çabayı harcarken öleceğim. Bu uğurda ölmeye değmez mi?

İşte benim olayım da bu karınca misali ağzıma aldığım bir damla su ile yürek yangınlarını söndürmek için yola çıktım. Ebetteki alay edenler olacak bir imza ile ne olur diyenler olacak. Fakat bir imza umutlara vesile olacak bir ışığı yakmaktır.

Unutmayın dostlar!

SİZİN İMZANIZ OLMAZSA BİZ BİR KİŞİ EKSİĞİZ!

SİZİN İMZANIZ OLMAZSA, IŞIKLARIN BİR TANESİ HEP SÖNÜK KALACAK!

İMZA KAMPANYAMIZIN LİNKİ: http://imzakampanyam.com/polis-memuru-nadir-ozgen-ve-25-rehineyi-kurban-bayramina-kadar-ailelerine-kavusturalim-imza-kampanyasi

(3)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*