Menü

SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIKLAR MIYIZ

21 Kasım 2012 - MAKALELERİM
SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIKLAR MIYIZ

Birkaç gündür basında, İstanbul da kaldığı evde tecavüze uğrayıp öldürülen öğrenci kızımızın haberleri yer almakta. İsmini olayın şeklini belirtmeme lüzum yok. Ailesi zaten yeteri kadar üzgün. Kızlarını ebediyete uğurladıklarına mı yansınlar yoksa bu şekilde haberlere konu olduğuna mı?

Kızımızın uğradığı vahşet tablosu hakkında yazılanları çizilenleri okumak, bana bile acı verirken O ailenin yaşadığı ıstırabı düşünemiyorum.

Olaya farklı bir açıdan bakmamız gerekiyor. Biz toplum olarak nasıl bu hale geldik? Sorusunu defalarca kendimize sormak zorunluluğu hissediyorum. Bu vehim olayda bizler sütten çıkmış ak kaşıklar mıyız acaba?

İşin haber kısmından çok bizi ilgilendirmesi gereken olaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Toplum olarak bu olayların vebalini biz de taşıyoruz. Hocalarımız, yazarlarımız, âlimlerimiz, anneler, babalar, basın herkes bir parça olsun bu suçun ortakları.

Ahlâk zafiyetinin yaşandığı şu günlerde, sorunun köküne inmek yerine bu günahı işleyeni bulup aklanmak işimize geliyor.

Aile kavramının öneminin yitirilme noktasına gelmesi, maneviyattan uzaklaşılıp, inançsızlığın çağdaşlık olarak gösterilmesi, dini yine kendimizin kattığı hurafelerle kötü gösterilmesi ve manevi eğitimin yetersizliği bizleri bu suça ortak ediyor.

Bu vahşete imzasını atan kişinin yüreğine Allah inancı ve sevgisi yerleştirilebilseydi bu sapıklığa, bu dehşete sebep olur muydu?

Yıllarca bizi dinden uzaklaştırma politikasını güden zihniyetin meyveleri şu anda toplumu zehirliyor. Şöyle bir hafızanızı yoklayın, bugüne kadar izlettirilen film ve dizilerde ne kadar imam, hoca varsa hep art niyetli, kadına kıza el altı işve yapan, fitne çıkaran kişiler olarak önümüze koydular. Cami hocasını üfürükçü muska yazan kişiler olarak sundular. Hacı lakabı kullanılan kişilerin sahtekâr, düzenbaz üçkâğıtçı olarak gösterdiler. Biz farkına varmadık ama beyinler yavaş yavaş işlendi. Bu en komik bizi güldüren filmlerden tutun da dramatik filmlere kadar hepsinde verildi. Bunun yanında, her akşam meyhanede toplanan kişiler ise dost canlısı, iyiliksever kişilerdi bu filmlerde.

Yeni dönemde de çarpık aşk hayatları, aile sendromlarına sebep olan olaylar normalmiş gibi gösterilmeye başlandı. Bunu ayıp gören insanlar bile aşkın gözü kör diyerek normalleşme sürecine girdi. Fadime Şahinler, Ali Kalkancılar ile din simgelendi. “İşte bunlar dindar insanların halleri. Dindarlar bunu yaparsa” ile başlayan sözlerin ardı arkası kesilmedi ve sonuç olarak insanlar ahlâk yoksunu ve maneviyattan uzak yetişmeye başladı.

İşte toplum olarak vebal altındayız derken bunu kastediyorum. Gençlerimizin birçoğu karanlık bir boşluğun içinde çırpınmakta. Yüreğinde sevgi, merhamet gibi duyguları barındırmaktan yoksun. Hayat acımasız diyorlar ya aslında hayat acımasız değil. Hayatı acımasız yapan insanın kendisi.

Kendi elimizle gençliği kötülüğe itiyoruz. Sahip çıkamıyoruz.

Lüks içinde yaşanılan hayatlar TV lerde gösterilirken, tatminsizlik ve doyumsuzluk başlıyor. Zengin ve ünlü olma hayalleri süslüyor beyinleri. Kötülükte yarışanlar ordusuna her geçen gün yeni askerler ekleniyor.

Halbu ki Müslüman, elinden ve dilinden emin olunan kişi demek değil miydi? Biz birbirimizden neden emin olamıyoruz. Bu zamanda babana bile güvenme sözünü ortaya atanlar nasıl bir Müslüman?

Gönüller Sultanı Efendimiz güvenin ve emniyetin simgesi değil miydi? O diyorsa doğrudur demezler miydi? En müşkül durumlarda O’nun mübarek görüşlerine başvurmazlar mıydı? Kendisine daha Peygamberlik verilmeden, halk O’nun doğruluğuna, dürüst ve güvenirliğine şahitlik etmemişler miydi?

Peki, bir de kendimize bakalım biz O’na layık bir ümmet miyiz? Şahsımı da katarak yazıyorum. Çünkü herkes kadar ben de suçluyum. Yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan bizler, O’nun ahlâkı ile ahlaklanıp bu konuyu anlatabiliyor muyuz?

Dini birkaç kelam edeni yobaz diye topa tutan bir toplum olduk. Yobazlık; bağnaz, köhneleşmiş kalıplaşmış düşüncelerin insanda yansımasıdır. İslam Dini ise, ilim, fen ve ahlâk ile birleşen uhrevi bir dünyanın kapılarını aralar. Yobazlıktan ve bağnazlıktan uzaktır. Her ayetinde farklı bir mana vardır.

Bağnaz bir din olsaydı şayet ilk emri OKU olur muydu?

İnsanın önce gerçek anlamda yaratılış gayesini anlaması lazım. Bunu anlayıp idrak etmeye başladığı zaman kişinin ufku genişler. Sevgi iklimline bir kapı açılır ki işte ozaman kişi, bırakın bir insanı kıymayı, bir karıncayı incitmekten utanır.

İlmini kendine saklayan kim olursa olsun benim için O kişi karanlık odada ışığı yakmadan iş görmeye çalışan insanın gafleti ve delaleti içindedir. Onun içindir ki, toplumun yozlaşmasından bu kişiler de sorumludur.

Batının kültürsüzlüğü ile Müslüman kimliği arasında sıkışıp kalmış kişiler, dipsiz bir kuyunun içinde önüne gelene zarar vererek kurtulma çabasına girmektedirler. Debelendikçe biraz daha batan, her batışında kendisi ile birlikte başka insanları da batıran bir hal üzere yaşamaktadırlar.

Sonuç olarak toplumda zuhur eden her menfi olayda, iğneyi biraz kendimize batırma vakti gelmedi mi? Bir insanı kurtaran tüm insanlığı kurtarmış gibi hükmediliyorsa, bizler bu sözün neresinde yer alıyoruz bunu ilk başta kendimize bir soralım ki gelecek nesiller umut vaat edebilsin.

E-MAİL: nurancal@1dunyahaber.com

TWİTTER: @SARENDE

WEB: www.nurancal.com

(1)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*