Menü

Evlilik

7 Ocak 2013 - MAKALELERİM
Evlilik

 

Evlilik üç heceden oluştuğu gibi, üç temel ilkeye bağlıdır. Sevgi-saygı ve sadakattir. Bu üç temel ilke de birbirine bir zincirin halkaları gibidir.

Boşanma davalarına baktığımız zaman ise bu zincirin halkalarının kopmasıyla başlar. Kişiler, evliliğe adım atarken, boşanma düşüncesi ile bu yola çıkmaz ancak evlilikler neden bu hale geliyor sorusunun cevabı bu halkalarda gizlidir.

Günümüzde birçok genç kızımız evliliğe, özgürlüklerin kısıtlanması olarak bakmaktalar. Özgürlük nedir sorusunun cevabı, kafalara göre hayatı yaşamak ise bu evlilik ile çakışan bir durumdur. “Ben özgürlüğüme düşkünümdür, benim hayatıma karışması, müdahale etmesine dayanamıyorum.” sözlerini sık sık duyuyorum. Aile kurumu içinde herkes başıboş bir hayat yaşar ise o aile olmaktan çıkar, aynı evi paylaşan ev arkadaşları olur.

Aile kurumu, ortak yaşamın bir paydasıdır. Ortak alınan kararların yaşam içinde var olmasıdır. Aileyi özel yapan özelliklerinden biri de eşlerin birbirini tamamlamasıdır. Hiçbir erkek ve hiçbir kadın kusursuz değildir. Bu olguyu algılayabilmek çözümün esas noktasıdır.

Evlilik kolay alınabilecek bir karar değildir. Üstad Necip Fazıl”ın şu sözü, evliliğe atılacak adımın özetini yansıtıyor: “Sonunda eyvah diyeceğin şeylere başında eyvallah deme, pişman ol fakat pişman ölme!”

Bugün duygularına kapılarak yanlış evlilik yapan kişiler, soluğu mahkeme kapısında alıyorlar. Maddiyatın ve fiziksel güzelliğin cazibesine kapılan kişiler maneviyatı es geçtiklerinde oluşan tablo ise kadın programlarında sergilenmekten öteye gidemiyor.

Yıkılan yuvalarda zarar gören çocukların bozulan psikolojileri, işin en acı boyutunu ortaya koyuyor.

Evlenecek olan çiftler özellikle eş olabilme kapasitesini kendilerinde görüp göremediklerini iyi tartmalı ve bu konu üzerinde objektif bir bakış açısı ile kendilerinde öz eleştiri yapabilmelidir. Her kadın bir anne adayıdır ve topluma bireyler yetiştirecektir. O çok şikayet ettiğimiz erkekleri ve kadınları yetiştirenin de bir kadın olduğunu asla unutulmamalıdır.

Hepimiz aile yuvalarının bahçıvanlarıyız, gül ekersek gül biçeriz. Zararlı otların bahçemize sarmasını müsade eder isek, ektiğimiz gülleri sadece kuruturuz.

Eşler birbirlerine, çocuklar ise eşlere verilen, Allah ın emanetleridir. Bu gözle baktığımızda emaneti incitmek, kırmak O nun hoşnutsuzluğu ile sonuçlanacağına, O nun rızasına ters düşeceğini bilmek, bizi birçok yanlıştan alıkoyacaktır. Bu bilince sahip evlatlar yetiştirmek ise anne ve babaların görevidir.

Bazı kadınlar, özellikle komşularla, eş dostla yapılan günlerde, toplantılarda eşlerini küçük düşürmek, onların hatalarını ulu orta anlatmakta yarışıyorlar. Mahrem konuları bile konuşmaktan geri durmuyorlar. Halbuki eş dediğin, eşinin noksanını ifşa etmekten haya etmesi gerekir. Onun zaafını kullanarak kendi gücünü sergilemesi bir kadına yakışmayan bir haldir. Bir erkek için de aynı şey söz konusudur. Karısının eksiğini, hatasını uluorta paylaşan bir erkek, çocuklarının annesini küçük duruma düşürmesi sadece kendi eksikliğinin ve zaaflarının örtbas etme çabasından başka bir şey değildir. Bu ise cehaletin açık göstergesidir.

Emerson ; ” Aile, kralların bile giremediği bir kaledir.” sözü ile aile kurumunun kale gibi sağlam ve koruma iç güdüsü ile kurulması gerektiğinin bir ifadesidir. Aile kurumunu koruyan manevi askerleri ise sevgi, saygı, hoşgörü ve sadakattir. Bu askerler var olduğu müddetçe bu kaleyi yıkmak kolay değildir.

Kale gibi sağlam ve huzurlu yuvalarınızda sevgi ile yaşayın dostlar.

(5)

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*